Her gün onlarca saldırıya hedef olan Suriye’de, şimdi de en temel yaşam malzemesi olan ekmeğin ham maddesi ‘un’ sıkıntısı baş gösterdi.
Fırınlar kapanma noktasına geldi
Suriye savaşının uzamasıyla ve insani krizin artmasıyla birlikte bölge temel ihtiyaç malzemesi ekmek üretimi yoğun olarak gerçekleştiriliyor. Bundan dolayı bölgedeki fırınlarda un stoklarının azalması tehlikeli boyutlara ulaştı. Her gün onlarca saldırıya hedef olan Suriye’de, şimdi de en temel yaşam malzemesi olan ekmeğin ham maddesi ‘un’ sıkıntısı baş gösterdi. Yaşam malzemelerine ulaşmanın tek yolu ise Türkiye’den gelen yardımlar olunca fırınlar da un bulamadıkları için çalışmalarını durdurma noktasına geldi.
Gerek Suriye’nin içinde gerekse Ülkemizin sınır kesiminde bir çok Vakıf ve Dernek tarafından desteklenen ekmek fırınları savaş mağduru insanların tek umudu durumundadır. Ancak son zamanlarda un bağışlarının ve stoklarının azalması ile birlikte birçok bölgeye un gönderilemiyor. Durum bu şekilde devam ederse daha önce Şam – Guta, Yermuk ve Humus bölgelerinde olduğu gibi açlıktan ölümlerin olması ise kaçınılmaz olacak gibi görünmektedir.
Suriye’de başta çocuklar olmak üzere kadın, yaşlı ve hastaların hayata tutunabilmeleri için temel gıdaların acil ulaştırılması şart. Suriye’de ekmek üretimi duracak seviyeye gelmiş durumda, kardeşlerimiz için acil una ihyacımız var.
İnsanlık yüzyılın en büyük utançlarından birine şahitlik etmektedir. Öyle bir noktaya gelmiş bulunmaktayız ki yaşanılan acıları tarif etmek bile imkânsız hale gelmiş durumda. Vahşeti anlatacak sözler tükenmiş, kelimeler yetersiz kalmıştır.
Suriye'de Baas diktatoryasının sistematik kıyımlarının boyutları her geçen gün yeni belgelerle açığa çıkmakta ve ortaya çıkan bu tabloyu bütün dünya sessiz bir şekilde izlemektedir. Daha yakın zamanlarda ortaya çıkan fotoğraflarla da belgelendiği üzere Müslüman kardeşlerimiz ağır işkenceler altında can vermekte, masum bebelerimiz, çaresiz bacılarımız, dedelerimiz ve ninelerimiz, ya varil bombalarıyla, ya imkânsızlıklar içerisinde açlıktan, ya da ağır kış şartlarında donarak can vermekteler. Annelerinin kucağında açlıktan bir deri bir kemik haline gelmiş bebelerin göz göre göre ölüme terk edilmesi karşısında insanlığımızı, müslümanlığımızı yeniden sorgulama ihtiyacı içerisine giriyoruz. Ana haber bültenlerinde “Bugün Suriye’de şu kadar çocuk öldürüldü, şu kadar insan öldü” haberleri vicdanlarımızı harekete geçirmiyor.
Peki, bu mudur müslümanların kardeşliği?
Bu mudur ümmet dayanışması?
Ne zaman bir vücudun azaları olduğumuzu hatırlayacağız?
Beş milyondan fazla müslüman kardeşimiz Suriye içerisinde muhacir durumuna düşmüş durumda. 2 milyondan fazla kardeşimiz, evlerini barklarını, bağlarını bahçelerini terk ederek Suriye dışında, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeye göç etmiş durumda. Resmi rakamlara göre 150 binden fazla kardeşimiz katledildi. BM Suriye’de ölümleri saymaktan aciz kaldığını itiraf etti. Sağ kalan ve çok ağır şartlarda yaşam mücadelesi veren kardeşlerimiz, İslam âlimlerinin vermek zorunda kaldığı fetvalara uyarak kedi-köpek eti yemeye başladılar. Yedikleri bu etlerden zehirlenen insanların haberleri geliyor. Zalim Baas rejimi terk ettiği bölgelerdeki un fabrikalarını ve fırınları bombalıyor. Türkiye’nin birçok ilinden bizlere daha yakın olan, yanı başımıza çizilmiş sahte bir sınırın hemen ötesinde bu hadiseler yaşanırken bizler gözlerimizi rahatça kapatıp uyuyabiliyorsak kalplerimiz katılaşmış demektir. Bu kadar büyük bir trajedinin yaşandığı bir döneme üstelik de komşuları olarak şahitlik edipte kılımızı kıpırdatmıyorsak aslında ölen o kardeşlerimiz değil bizlerin vicdanlarıdır. Açlıktan, donarak ya da bombalar altında can veren o küçücük masum bebelere mi ağlamamız gerekir yoksa kendi halimize mi ağlamalıyız buna karar vermemiz gerekir.
Bizler yaşadığımız coğrafyalarda, yaşanan zulmü tel’in etme erdemliliğinin yanında, kardeşlerimiz için neler yapabileceğimizi, onların yaralarını sarmak için ne gibi organizasyonlar içerisine girebileceğimizi sürekli gündemimizde tutmalı, İbrahim (a.s)’ın ateşine su taşıyan karınca misali tarafımızı netleştirip, kardeşlerimizin derdi ile dertlenmeliyiz. Yaşanılan ağır imtihanın sadece onları ilgilendiren bir imtihan olmadığını, kardeşlerimize sahip çıkıp çıkmama zaviyesinden bizi de yakından ilgilendiren bir imtihan olduğunu unutmamalıyız. Kardeşlerimizin yaşadığı bu büyük sıkıntıları STK’lar ya da platformlar ile sıfırlayamayacağımızın farkındayız ancak hafifletilmesi noktasında büyük katkılar sunabileceğimizin bilincinde olmalıyız. Çabalarımızı küçük görmemeli, sürekli büyütmenin yollarını aramalıyız. Şunu bilmeliyiz ki kardeşlerimizin dramının daha da ağırlaşmamasını engelleyen şey, bizlerin çabaları olacaktır. Mazlum ve ihtiyaç sahibi insanlara yardım ulaştırmak gibi onurlu bir görevi bizlere nasip ettiği için Rabbimize binlerce kez hamdetmeliyiz.'' ifadelerine yer verdi.
Ölümün bile kirlendiği bu topraklarda insan hayatının tohumlarını yeniden ekmek için bir aradayız Ağrı Kardeşlik ve Dayanışma Platformu olarak çocukluklarını yaşayamayan ve her gün üzerlerine bomba yağan umutları kurşunlanan çocuklar için, evlatlarının kokusu, sıcaklığı bağrından alınan anneler için yaşama tutunmalarına bir parça umut olabilmek için Suriyeli mazlum kardeşlerimizle EKMEĞİMİZİ PAYLAŞMA gayretindeyiz. Suriyeli kardeşlerimizin ACİL UN’a İHTİYACI VAR.!
Zira Medeniyet coğrafyamızda insanlar bizi bekliyor. Bizleri çağırıyor. Öyleyse bize düşen görevi en iyi şekilde yerine getirmeliyiz. Ümmetin derdi var. Ümmetin derdi hepimizin derdidir. Biz dünyadan, Allah'ın huzuruna elimiz dolu gitmek istiyoruz. Bunun için de elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Bizler STK’lar ve Ağrı’nın hayırsever halkı olarak oraya sadece un değil, sevdamızı, duamızı, aşkımızı, özlemimizi ve kardeşliğimizi göndereceğiz.