Ağrı Haberleri
Giriş Tarihi : 31-01-2026 16:38   Güncelleme : 31-01-2026 16:51

Bu Şehir Evlatlarını Neden Hep Uğurluyor?

Bu Şehir Evlatlarını Neden Hep Uğurluyor?

Bu Şehir Evlatlarını Neden Hep Uğurluyor?

Ağrı bir evladını daha uğurluyor.
Ama bu, sıradan bir gidiş değil. Bu, sessiz bir çöküşün, aldırmazlığın ve yıllardır süren bir vefasızlığın fotoğrafıdır.

Adem Aslan gidiyor.
Bir insan gitti sadece, bir meslek sahibi değil. Bir umut, bir cesaret, bir omuz, bir “biz yaparız” diyen yürek gitti bu şehirden.

Bu memlekette herkesin bir hikâyesi vardır onunla.
Kimi çocuğunu emanet etti, kimi annesini, kimi babasını. Kimi gece yarısı çalan telefonda “Doktor bey, ne olur yardım edin” dedi. Ve çoğu zaman o yardım geldi. Kimi zaman Erzurum yolunda, kimi zaman ameliyathane kapısında, kimi zaman sabaha karşı bir hastane koridorunda.

Peki bu şehir ne yaptı?

Yıllarca “Bu ameliyat burada olmaz” diyen anlayışa karşı durdu Adem Aslan.
“Olur” dedi.
“Biz yaparız” dedi.
Risk aldı. Sorumluluk aldı. Gerekirse yalnız kaldı. Gerekirse hedef oldu. Ama hastasını yalnız bırakmadı.

Şimdi sormak gerekiyor:
Bu şehir, kendi evladına neden aynı cesareti göstermedi?

Bugün herkes üzgün. Herkes sosyal medyada birkaç satır yazıyor.
“Değerli bir doktorumuzu kaybettik.”
“Büyük bir kayıp.”
Peki bu cümleler, yıllardır biriken yalnızlığın, umursamazlığın ve bürokratik duvarların yerini tutar mı?

Tutmaz.

Çünkü mesele bir kişinin gitmesi değil.
Mesele bir anlayışın bu şehirden bir insanı daha söküp almasıdır.

Bu şehir, evlatlarını tutamıyor.
Bu şehir, değer üreteni yoran, çalışanı yalnız bırakan, sorumluluk alanı cezalandıran bir düzene teslim olmuş durumda.

Adem Aslan gibi insanlar konfor aramaz.
Onlar alkış peşinde koşmaz.
Onlar bir çocuğun hayata tutunmasını, bir annenin nefes almasını, bir babanın evine sağ dönmesini ister.

Ama bu şehir, bu fedakârlığın karşılığında ne verdi?

Sahip çıkmadı.
Destek olmadı.
Yanında durmadı.

Soruyorum buradan yetkililere, yöneticilere, karar vericilere:
Bir insanı bu noktaya getiren neydi?
Neden bir doktor, “Burada olmamalıyım” noktasına gelir?
Neden “Bu şehirde mücadele etmek, insan hayatı kurtarmaktan daha zor” dedirtirsiniz?

Bu sorular rahatsız edicidir.
Ama rahatsız olmayan bir şehir, çürümeye razı olmuş bir şehirdir.

Bugün Adem Aslan gitti.
Yarın kim gidecek?

Bir öğretmen mi?
Bir mühendis mi?
Bir başka doktor mu?

Sonra yine toplanıp aynı cümleleri kuracağız:
“Büyük bir değerimizi kaybettik.”

Hayır.
Kaybetmiyoruz.
Gönderiyoruz.

Bu şehir, kendi elleriyle evlatlarını başka şehirlerin umudu yapıyor.
Biz burada sadece arkasından bakıyoruz.

Bir şehir, değerini yaşatamıyorsa; anma yazılarıyla, paylaşımlarla, birkaç güzel sözle vicdanını rahatlatıyorsa, orada sorun büyüktür. Çok büyüktür.

Adem Aslan’ın gidişi bir veda değil.
Bir uyarıdır.

Bu şehir, aynaya bakmak zorunda.
Sormak zorunda:
Biz nerede yanlış yapıyoruz?
Kime destek oluyoruz, kimi yalnız bırakıyoruz?
Kim risk alıyor, kim sadece koltuk koruyor?

Bugün bir doktor gitti.
Ama aslında bu şehirden bir parça daha koptu.

Ve eğer bu anlayış değişmezse, yarın sadece insanları değil, umudu da uğurlamaya devam edeceğiz.

AdminAdmin